Biz Kimiz?

Düzceli Evsiz Depremzedeler Konut Kooperatifi’nin talebi, Bir Umut Derneği – Dayanışmacı Atölye’nin çağrısı üzerine bir araya gelmiş, mimari, planlama, inşaat mühendisliği, iletişim, sosyoloji, hukuk gibi farklı disiplinlerden akademisyen, öğrenci ve gönüllü yurttaşlarız.

Düzceli Depremzedelerin verdikleri adalet mücadelesinin tüm Türkiye’ye umut olması gerektiğinin farkındayız. Hak sahiplerinin hukuki ve fiili mücadele sonucu hak ettiklerine ulaşacağına inanıyoruz. Açık bir ortamda, eşitlik içinde, kolektif bir şekilde çalışıyoruz. Dayanışmanın hayatın bütün alanlarında işleyebileceğine dair güven oluşturmayı ve bu yönde somut örnekler üretmeyi amaçlıyoruz. Türkiye’de başka türlü bir konut üretim pratiğinin mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu inanç doğrultusunda konut tasarım atölyesi çalışmalarını sürdürüyoruz.

Biz Niye Bu Projede Yer Alıyoruz?

Mimarlığın liderin gücünü işaret eden ve besleyen bir araç olduğunun somut örnekleri ile boğuşmaktan sıkıldığımız bir dönemde; tüm kısıtlamalara rağmen başka bir dünyanın mümkün olabileceğini, o başka dünyada erke değil mahallelilerin isteklerine yanıt vererek mesleğimizi yapabileceğimizi, en güzeli de dayanışmanın gücüyle inşa edilecek mahallede yükselecek duvarların, umudu da yükselteceğini düşünüyorum. Ayrıca, fantastik bir kitabın kurgusunu anımsatıyor bu süreç; birbirinden değerli fikirlerin havada uçuştuğu, enerjinin düşebileceği her an, havada yakalayan yeni bir kahramanın çıkıverdiği, kalabalık, özverili ve çalışkan bir grup insanla sonucunu bilemediğimiz, ama zaten sonuç ne olursa olsun sürecin öğretisinin heyecanına kapılıverdiğimiz uzun bir yolculuk gibi… Böyle bir yolculuğun parçası olmak güzel bir duygu.

Derya Karadağ, Mimar

“Nerde olursa olsun artık. Coğrafyada sürekli bir gurbet vardır” demiş Turgut Uyar. Nazım Hikmet için söylemiş ama şiirin bu mısralarında durup bir soluklanmak gelir içimden. Bu memleketin Oğuz Atay’ın deyimiyle “iki buçuk tarafı denizlerle çevrilidir”, ama denizine inat dört bir yanı gurbettir… Sen o gurbetten arınmak istedikce, kökünü derinlere salmaya kalktıkça derinleri bile aralarında pay etmiş bezirganlar bütün yasal-gayriyasal yollariyla karşında tam tekmil beliriyor. Köklerin derine inemiyor ve dolayısıyla cografyaya ait olamiyorsun; bir gurbet gelip yerleşiyor tam orta yere. Ya kabulleniyorsun ya da itirazına çeşitli yollar turetiyorsun. Sanırım benim Dayanışmaci Atölye ve Bir Umut’la tanismamin ve bugün eksik gedik elimden geldiğince dahil olmaya cabaladigim muhtelif dayanışma faaliyetlerinin esas amacı bu: Coğrafyaya bir iz düşmek ve giderek derinlerine kök salmak… Çünkü bu itirazın bir yolu hak aramak için uğraş vermekten geçiyor. Dayanistigimiz ne çok mesele gibi Düzce de bir hak arama mücadelesi. Belli ki -ben dahil- bir kismimizin yeni yeni temas ettiği fakat on dört yılı deviren bir mücadele. Memlekette böylesi uzun vadeye yayılmış ve fakat yoluna devam etmiş nadir hak arama mücadelelerinden. Üstelik -bircoklarina göre- zor olanı seçerek evini, sokağıni ve mahallesini elini taşın altına koyarak, emeğini, inşaa etmeye çabaladigi hayatın harcına katarak devam etmek istiyorlar yola. Umutla mücadele edilen zorluklara karşı yan yana durarak onları birlikte aşma çabası nihayete ersin yahut ermesin nezdimde oldukca kiymetli bir çabadir. Üstelik umutsuzlugun böylesi hakim olduğu cografyalarda bir parça umudun peşinden gitmek, onu bina etmeye uğraşmak coğrafyadaki gurbeti yok etmektir. Tam da bu yüzden elimden gelen ne ise yapmaya gönüllüyüm.

Ceyhan Çılğın, Şehir Plancısı

Benim burada bulunma nedenim bundan yıllar öncesine dayanıyor; üniversitede “kendi evini yapana yardım” dersini aldığım, kullanıcısını ön plana çıkaran mimarlık uygulamalarını öğrendiğim tarihlere… O günlerden bu yana kafama takılı kalan merak uyandırıcı örnek uygulamalara…

Bundan yıllar sonra, 2000’li yılların başında bu konu bir meraktan çıkıp amaca dönüşmeye başlayınca, kullanıcı tasarımın içine nasıl dahil edilir, bu konuda neler yapılmış, bir mimar bu işin neresinde, nasıl yer alır sorularına cevap aramak üzere işimden ayrılıp yeniden öğrenciliğe dönüş yapmıştım.
Düzce projesi, yıllardır hayalini kurduğum, bir ucundan tutarak kendi tarihim içinde bana  çok önemli bir şey yaptığımı hissettirecek, heyecan dolu bir deneyim vaat eden, bana”mimar”lığımı unutturacağını ümit ettiğim bir fırsat… bir ütopyanın içine girme fırsatı… Kullanıcılarının birebir bilindiği, söz sahibi olabildiği, hep birlikte geçek bir yaşam alanı tasarlama ve uygulama fırsatı…Vesile olanların, kotarıp bugüne getirenlerin ellerine yüreklerine sağlık.
Hande  Akarca
Evvel zaman içinde mimarlık,insan denen varlığın yeryüzüyle kurduğu ilişkinin bir parçası idi. Sonra aralarından bazıları “iktidar” denilen kötülüğü keşfettiler ve mimarlığı alıp “uzmanlık” denilen bir kafese kapattılar. O günden beridir ki kendine mimar denilen bazı insanlar, geceler ve gündüzler boyunca kim için ve ne için var olduğunu sorgulayıp durdular. Eşit ve özgür toplumlar içinde; insan için, yaşam için, toplum için ne yapabiliriz diye uğraştılar.
İşte ben de bu masalın sonunun güzel bitmesi için, toplum için ve toplum ile mimarlık eylemini sürdürebilmek için, başka bir dünyanın mümkün olduğunu görmek ve görünür hale getirmek için bu çalışmanın içindeyim…
Öncül Kırlangıç, Mimar
Gökdelenlerin,  plazaların gölgesinde yaşayan, her geçen gün rant uğruna talan edilen değerlere şahit olan ve işin kötüsü çaresiz kalan bizler için, insanlara insanları önemseyerek yaşam alanı üretme çabası bile başlı başına bir armağandır. Bu kadar insanın yarışmadan dayanıştığı, katmak için çalıştığı bu ortamda bulunmakta bir o kadar değerlidir. Bu oluşum bana şunu ifade eder ki;bu bir mücadeledir. Hala insana değer verenlerin, güçlünün yöresinde değil, direnenin  yanında olmak isteyenin, nefes almak isteyenin mücadelesi. Bir ucundan dahi tutabilmek kıymetlidir benim için tamda bu sebepten.

Çiğdem Furtuna

( Ruhsuz yapılar yapmaya zorlayan bir sistemin içinde yeni bir çıkış noktası yakalayan mimar olur kendisi)

Öncelikle insanların en temel haklarından biri olan barınma hakkını içeren bir projedir. Günümüzde insanlar rant için mülksüzleştirilmekte ve insan merkezli bir yaşamda kapital merkezli bir yaşama doğru evrilmektedir tüm hayatımız.  Bu kadar temel bir insan hakkını elde etme sürecinde bulunmak benim için çok önemli. Herhangi bir otorite olmadan ve birilerinden bir beklenti içerisinde olmadan dayanışma ile bunu gerçekleştirebilmek alışıla gelmiş bazı algıları kırmaktadır. Bu süreçte birileri çizip/tasarlayıp onu konunun öznesine dayatmıyor, aksine bundan etkilenen kişiler belirliyor ve bizlerde ”uzman” olarak bir dayanışma içerisinde oluyoruz. Bir de bunun doğaya ve insan emeğine saygı çerçevesinde olması, bu kadar insanın gönüllülük esasına dayanarak bir arada çalışması başka bir hayatın da mümkün olabileceğini göstermesi bana heyecan veriyor 🙂

Mustafa Çelebi, ŞBP Öğrencisi

İnsan olmanın ve mesleklerin gerçek dünyada bir işe yaradığına, karşılık bulduğuna pek sık rastlanmıyor. Zaman içinde insan, kendisi dışında birine faydalı olmanın ihtimalini dahi unutuyor. Rahat evlerimizden rahat işlerimize gidip gelirken, günlük hayat telaşı içinde birçoğumuzun aklı pek de sosyal, ekonomik açıdan dezavantajlı kesimlerin daha güzel, en azından daha güvenli evlerde barınması konusunda olmuyor. Fakat bir gün karşınıza belki geç de olsa İmece Evleri projesinin hikayesi çıktığında, bir de Düzce’de depremle mağdur olan halk ülkede pek rastlanmayan şekilde, hem de hukuki yollardan büyükçe bir arsa kazandıysa üzerinde hayat kurmak, evlerini yapmak için; artık dayanışmak ve dayanışmamak gibi iki farklı seçeneğiniz olmuyor. Sabah uyandığınızda biliyorsunuz, ne yaparsanız dünyada doğrudan iyi bir şeye yardımınız olacağını; geriye sadece yapması kalıyor, elinizden geldiğince yapıyorsunuz.

Tuğçe Tezer, Akademisyen

Depremi küçük yaşta yaşamış, sonuçlarını yakından görmüş biri olarak depremin gerçek mağdurlarıyla dayanışmak benim için öncelikli olarak bir vicdan meselesidir. Öte yandan çocukluğumdan bu yana birbirinden farklı toplu konut örneklerinde yaşama ve gözlemleme şansına sahip oldum. Bu yaşam alanlarında hep içime sinmeyen, eksik olduğunu hissettiğim kısımlar oldu. Çeşitli yerlerde rastladığım katılımcı bir süreçle üretilen, daha yaşanılabilir ve ekolojik toplu konut örneklerini gıpta ederek, biraz da şüphe ederek takip ettim. Günümüzdeki popüler şehir algısından uzak, iyi kurgulanmış kamusal alanlarla bencilliğin önüne geçebilen, estetiği ve doğayı göz ardı etmeyen kentlerin, mahallelerin kurulabileceğine ve bunların elzem olduğuna inanıyorum. Bu sebeplerle böyle bir katılımcı toplu konut projesinde, bilimsel bilginin karşılık beklemeden halkın yararına kullandığı bir ortamda emek sarf etmekten mutlu olduğum için bu sürecin içindeyim.

Gürkan Ergin, Mühendis

Küçük bir çocukken yaşadığım 17 Ağustos’tan bir ay sonra beton kütlesi eğitim “yuvamıza” geri dönmüş ve duvarlarındaki “Deprem öldürmez; bina öldürür,” yazıları ile karşılaşmıştık. Ölüm insan olanın fıtratında vardı, kesin. Peki fikirden uygulamasına kadar insan olanın kontrolünde oluşan bu yapıları cinayete ortak etmek, en temel yaşam hakkı ile mutlak sonu örtüştürmek ve afet karşısında kentleri bu denli pasifize etmek hangi oluşumun fıtratında olabilirdi? Doğal afet ile mücadele etmenin kapı önünde bir afet çantası bulundurmaktan başka bir yolu olmalıydı. İşte o başka yolların ekonomik büyüme hırsları ile tıkandığı günümüzde Düzce, umudun sızabildiği bir çatlak olmayı başarmıştır. Şehir planlamanın hastalıklı kentsel dönüşüm uygulamalarından, gayrimenkulleri değerlemeden, insana değmeden çizilen planlardan ibaret olmadığını görmek ve göstermek için bir umut oldu Düzce, benim için. Bu umudu hayatım boyunca yitirmemek adına elimden geldiğince, gücümün yettiğince destek olabilmek için bu sürecin içindeyim.

Deniz Öztürk, ŞBP Öğrencisi

Turkiyede hali hazirda yürütülen konut/mekan uretim ve dönüşüm süreçleri siyasi otoriteler ve sermaye gruplarının gudumunde kullanıcıların ihtiyaçlarindan çok daha farkli motivasyonlarla, sürekli mağduriyet yaratir sekilde gerceklesmektedir. Bu nedenle bu birlikteliğin, güç sahibi mevcut aktorlerin dışında yurutulen, kullanici ve ihtiyac odaklı bir mekan üretim süreci olarak, bu konuda bir model oluşturma bağlamında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden süreçte elimden gelen desteği verebilmek amaciyla buradayım.

Barış Göğüş, Akademisyen

Modern toplumun yarattığı eşitsiz, çelişkilerle dolu toplumsal ilişkilerde güçsüz kesimler doğası gereği daha fazla mağdur oluyor. Bu mağduriyet karşısında muhalefet, eşitsizliği ortadan kaldırmak ve daha adil bir toplumsal düzene vurgu yaparken, eleştirel bir tutum almanın ötesine geçememiş durumda.

Eleştiri evet…

Fakat bunun yanında kurucu bir toplumsal muhalefete gerçekten ihtiyacımız var. Düzce’de deprem mağduru evsizlere ev inşa etmek “ev”den öte bir şey olduğu gibi, bügün ihtiyacını duyduğumuz bu kurucu siyasal pratiğe güzel bir örnek.

Ya da basitçe ev işte..

Alp Tekin Ocak, Avukat

Mimar Sinan’ın şehricilik ikliminden “medet uman” bir kişi

Büyük bir felaket yaşamış çoğu gariban, hoş yaşamasa da gariban olan insanlar ev yaparken bir ucundan tutuyoruz…daha ne ola!!!Dipnot: Buradan günümüz dünyasında ev sahibi olmanın insan üzerinde ki olumsuz etkilerini yaklaşık 1000 yıl önceden öngörmüş, Descartes’den yaklaşık 600 yıl önce ”Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş Ömer Hayyam’a, bu rubaisini düzenleyen ve besteleyen Fazıl Say’ a… Sesiyle ruh katan Serenad Bağcan’a selam ola!!!

Faruk Büyükyoran, Mühendis (Beton)

Deprem’den bugüne tüm süreçleri kendisi örgütlemiş insanların, yaşadığı çevrenin nasıl olması gerektiğine de kendisinin karar vermek istemesi kadar doğal ve güzel bir şey olamaz. Buna destek olmak gerekiyor ki başkaları da cesaretlensin. Ayrıca karşıyım işte bu inşaat sektörüne yüklenen ekonomi anlayışına, yukarıdan aşağı karar verme süreçlerine, vatandaşların salt tüketiciler olarak görülmesine vs. vs.

Yıkım üzerinden oluşmuş ortak geçmişin üretken müşterek akıl’a dönüşmesi.

Aktif gönüllülük diye bir şey var mı, Gezi’yi takip eden süreçte toplumsal dayanışma modeli olarak çalışır mı, bu sayede Gezi’yle bağımız güncel kalır mı, kafamda dönüp duran mevzular. Bu süreç benim için bu soruya da cevap verecek.

Merve Bedir, Academician

Hocam o zaman bizi de alır mısınız,

kader kısmet olaraktan?

king faruk, yu rak end rol.

hocam “aşk örgütlenmektir” ve de its e pavırful drag da ondan.

Pelin-Başak-Deniz (Kader Kısmet Atölyesi)

Reklamlar

One Comment

  1. Siz var ya siz! ne tarifi zor erdemli insanlarsınız.Şu bakış açılarınızla en önce insanı ağlatırsınız.Sonrada emeklerinizle yaşanacak hayatları bembeyaz edersiniz…

    Beğen

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s